|
Babası Sönmez Atasoy’un ani bir kalp krizi geçirdiği gün, Ankara’da buluşup sürpriz yeni görevini konuşacaktık Fadik Sevin Atasoy’la... Kötü haberi alır almaz Isparta’ya koştu. Döndüğünde bir kanadı kırılmıştı. Hem kırılan kanadını, hem bir hafta sonra başlayacağı yeni hayatını konuştuk. Bir deli oğlan: Sönmez Sanatçı baba-kız, önceki hafta İstanbul’da üç günü evden hiç çıkmadan birlikte geçirmişlerdi. Safiye Ayla ve “Take 5” dinlemişlerdi. Fadik, babasına bir rap şarkı yazmıştı, “Erzincan’dan çıkan, bir deli oğlan Sönmez” diye... Durmadan onu söylemişti. Sonra da babasını “Sakarya-Fırat” dizisinin çekimleri için bir süredir yaşadığı Isparta’ya uğurlamıştı. Bu yaşta hâlâ sette olabilmekten mutluydu Sönmez Atasoy, “Bir oyuncu için bundan büyük nimet var mı” diyordu. “Her şey zaten iyi” Fadik Isparta’ya gittiğinde gördüğü tablo iç açıcı değildi: Babasının kalbi bir süre durmuş, sonra tekrar çalıştırılmıştı, ama bu kesintinin beyne ne kadar hasar verdiği bilinmiyordu. Babası, “Kurumuş bir ağacın dalındaki yaprak gibi”ydi. Düştü düşecek... “Beş gün boyunca, makinelere bağlanmış halde ona bakarken, orada yatan vücutta babamın olmadığını görüyordum ben... Yatan, sadece onun emanetiydi. Ruhunun benim yanımda olduğunu, omzumda, başımın üzerinde, yüreğimde, etrafımda dolaştığını hissediyordum. Ben o yataktaki haliyle hatırlamıyorum babamı... Kalp krizinden üç gün önce Isparta’ya giderken, ‘Her şey iyi olacak baba’ demiştim ona... İki elimi yüzünün arasına alıp ‘Her şey zaten iyi’ demişti. Hatırladığım fotoğrafı ve unutamadığım cümlesi bu: ‘Her şey zaten iyi...’ Bir soygun hikâyesi Fadik’e “Bana babanı anlat” deyince renkli bir anı döküldü dilinden: “Malda mülkte gözü olmayan, kelimelerle, müzikle yaşayan, tatlı serseri ruhlu, esprili bir adamdı. Hiç unutmam, altı yaşımdayken beni Kaşıkçı Elması’nı görmeye götürmüştü. ‘Bak kızım bu çok kıymetli bir taş’ dedi. Dışarı çıkınca avucunu açtı, ‘Taşı çaldım bak’ dedi. Şaşkına döndüm. ‘Fakat başımız belada, arkamızda polisler var’ dedi. Koşmaya başladık. Galata Köprüsü’ne geldik. ‘Burası Bulgaristan, artık rahatız’ dedi babam... 1.5 saat bana kaçma-kovalamaca yaşattıktan sonra avucunu açıp elindekinin bir cam parçası olduğunu söyleyince tekme tokat girişmiştim babama... Benim içime ‘hikâyeci Fadik’i koyan babamdır.” 70 oyunda rol almış bir usta tiyatrocunun bugün sadece “Halo dayı” diye anılıyor olmasına üzülüyor Fadik Atasoy... “Son misyonu Amerika’daydı” diyor. Flört eden baba-kız Sönmez Atasoy, 2008’de kızıyla New York’ta bir Türk tiyatrosu kurmuş ve City Hall’da “Kanlı Nigar”ı yönetmişti. Baba-kız ilk ve son kez orada, Broadway’de birlikte sahneye çıkmıştı. Fadik, “Nigar”dı, Sönmez “Acem”... Sahnede rol icabı flört etmiş, çok da eğlenmişlerdi. Şimdi Amerika’ya Türk kültürünü taşıma bayrağını, kızı devralıyor. “Yoğun bakımda sürekli konuştum onunla...” ‘Karahisar kalesi yıkılır gelir/ kahkülü boynuna dökülür gelir’ türküsünü söyledim. ‘Çıkalım Rumeline’ zeybeğini dinlettim. Hep doğada, ağaçlarla, hayvanlarla yaşamak, köyde suluboya resimler yapmak istiyordu. Beraber yaşayacaktık. O ressam olacaktı, ben de hikâyeler yazacaktım... Bu hayalini gerçekleştirmek üzereydi. O hayale dair bir şiir yazdım ona... Kulağına okudum: ‘Babamın bir elma tarlası var/ içinde ayvası, kuzusu var,/ Isparta’ya bahar gelince/ babamın fırçası var, boyası var,/ Fadik kızın bir arzusu var:/ Babacığı hastanede, çare, derman arar. / Fadik kız diyor, ‘aç babam gözünü, hayatta bir de yazılan masallar, hikâyeler var.’ Can Dündar
|